5 Eylül 2012 Çarşamba

öyle içimden geldi

Salıncak demek çocukluğum demek benim için,masumiyet demek.Ne zaman bir salıncak görsem hep daha yükseğe çıktıkça artan kahkahalarımı duyarım ben.
Kreşte arkadaşlarım hamurumu bozarlardı çok ağlardım sonra tenefüs olurdu bahçeye çıkardık ve ben hep salıncağa koşardım, salıncağıma kavuşunca ne o çocuklar ne hamurum hiç bir şey umrumda olmazdı sesimi git gide arttırarak kahkaha atardım.
Bazen parkın önünden geçerken küçüklük alışkanlığım yüzünden salıncağa binesim gelir bazen de binerim ama eskisi gibi olmuyor,kahkaha atmak yerine geçmişi düşünüyorum,acı bir tebessümle.
Canım annem canım babam....zamanımız tükeniyor gibi geliyor.Babam beni hala sallayabilir mi? Annem bankta oturup bana el sallayabilir mi hala?
Zaman, elimizde olan en değerli şey ve malesef en acımasız şey. Biz iyi kullandık zamanımızı daha doğrusu kullanmaya çalıştık elimizden geldiğince.Üniversite yıllarında ayrı kalmamız elimizde değildi ama keşke o anlarda da hep birlikte olsaydık.
Hangimiz gidicez bu dünyadan bilmiyorum ama bu konu hakkında düşünmeden de duramıyorum.Ölüm düşüncesi beni yiyip bitiriyor,bir gün geleceğini bilmek..Biliyorum anlamsız herkese örnekler verdiğim ve kendime de her seferinde hatırlattığım adeta hayat pusulam olan tanrılar okulu kitabına da ters bu yaptığım ama elimde değil.
Sizleri çok özleyeceğim...En büyük şansım keşkelerim yok sizler hakkında, ama acı çektirmek değil mi bu ufak tefek şeyleri bile dert edip size karşı mahcup hissediyorum.
Bazen size o kadar çok kızıyorumki aramıza birini daha katmadınız diye..Bir kardeş, en azından bu kadar kurup ağlamazdım ya da bu kadar sapkınca bir bağlılık duymazdım kim bilir? Siz istediniz, tek çocuğumuz olsun dediniz, biz üçümüz bir bütün olduk ve ayrılmamız imkansız.
Herkes kendisi ve ailesinin sağlıklı olması için dua eder,ben de ediyorum tabii ki ama benim ilk duam sizden önce ölmem,insan bencildir dolayısıyla ben de,kendim acı çekmemek için size acı çektirmeyi göze alıyorum ama yapamam,tek başıma bir hiçim ve bunu biliyorum.
Babacım,şimdi sen evimizde annemle bizi bekliyorsun annem içeride yatıyor ben sözde sınavıma çalışıyorum...Bizi çok özlediğini biliyorum biz de seni çok özledik iyi ki telefon var...neyse.Hep bahçedeki hamak geliyor aklıma ben küçük olsaydım sen beni orada uyutur sallardın biliyorum ama artık hamak beni taşıyamıyoruz zaten siz de hamak üstünde oturmaktan zevk almıyorsunuz, yiğit için yaptık onu,onu uyutuyoruz o da 3 yaşına giriyor.
O kadar spontane yazıyorumki bunları tekrar dönüp okumuyorum bile mantıklı mı değil mi içimden yazmak geliyor sadece size söylesem susturursunuz çünkü ne zaman ayrılık lafı açsam of puf ediyorsunuz ama acı çekmeyi seven bir kızınız var.
Çok güzel ve mutlu bir çocukluğum oldu sayenizde çok şanslıydım ben,keşke dönebilsek.Şu an mutsuzuz demek istemiyorum ama daha umursamazdık en azından önümüzde daha çok zaman olduğunu biliyorduk şimdiyse vaktimiz az ve koşturuyoruz.Siz, siz yokken benim daha iyi yaşamam için son yıllarda daha bir hızlı çalışıyorsunuz ben bir an önce sizleri mutlu etme benden gurur duymanızı sağlama gayretindeyim.Eskiden böyle değildi,sadece güzel zaman geçirmeye bakardık.Hepsinin suçlusu zaman işte aldı elimizden o umursamaz mutlu dakikalarımızı ama o yıllarda en büyük tesellimizdi zaman di mi gelecek güzel günler vardı...

1 yorum: